Karaköy ile Eminönü'nü birleştiren Galata Köprüsü günün her saatinde iyi bir gözlem noktası ("Aslında İstanbul'un her yeri gibi," demeden de geçemeyeceğim). Burada oltasını köprüden denize sarkıtıp balık tutan, bir yerlere yetişmek için koşuşturan, yalan söyleyen, yalan söylemeyi beceremeyen, yaşamaktan keyif duyan, fotoğraf makinesine sarılan, turist olan, turist değilken turist takılan, kendi çıkarları için insanları kandıran insanları gözlemleyebilirsiniz. Burada vapurların etrafında uçuşan, atılacak olan simitleri bekleyen, zaman zaman kafalarını denize sokup balık avlayan kuşları da görebilirsiniz. Ya da İstanbul'un unuttuğumuz tarihi yapılarını. Ben bugün son şıkkı tercih edenlerden oldum ve cep telefonumun kamerasına akşamüstü şöyle çok hoş görüntüler yansıdı. Üstelik çektiğim fotoğraflarda filtre/efekt gibi yapay unsurlara hiç yer vermediğimi bir kez daha belirtmek isterim, fotoğraftaki siyah-mavi-sarı ışık kontrastı tamamen doğal.
Karaköy'den Eminönü'ne yaptığım sabah yürüyüşleri, yediğim simitler ve içtiğim ekşi nar suları ruhuma şiir gibi geliyor. Yeri gelmişken söyleyeyim: Bu nar sularını kimi tezgahtar 1 liraya satarken kimi tezgahtar 2 liraya satıyor (Balık-ekmek için de aynısı geçerli, yani fiyat değişkenliği: Kimi tezgahta 5'e ve kiminde 6'ya satılıyor). Bu arada manzara güzel de, hava buz. Fotoğraf çekmek için cep telefonumu tutarken ellerim donuyor. Çeşitli fotoğraf makinelerim var, ama şu cep telefonları da en az onlar kadar iyi çekiyor sanki (Hatta bir sır: Herkes Ters Düz'ün trailer'larını & videolarını kamerayla çektiğimi zannederken, hayır, ben onları da telefonumla çekiyorum!).
Ayrıca benim için hiç doğru bir başlık olmadı bu; o ne öyle, hem de benim gibi bir deniz/kum/güneş/ışık/gündüz/sabah tutkunu için; gün batarken ben de batarım, gün doğarken ben de doğarım!




0 comments:
Post a Comment